Tanım
her iyinin içinde bir kötü her kötünün içinde bir iyi vardır.
Bağlantılarım
*
*
*
*
Kategoriler
|
YAKAMOZ
Üşüyorken yüreğimde yakamozlar nedensiz bir çoğul oluyorsun tekıl düşüncelerimde,çünkü gözlerin sabahların en kıymetlisi çünkü sen esaretim,yalnızlığım,suskun yeşilimsin. |
Tarih: 03:56, 1/9/2006 |
Yorum (5) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Ömür dediğin...
"Şunları bir araya toplayayım.
Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım.
Donattım sofrayı, bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı
ne yemekten, ne içmekten
hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti.
Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum.
Mumları da yaktım. Bak hepsi, Erick Satie severdi. Hatırladım.
Müziği de ayarladım. Geldiler.
20 yaşında ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz.
Yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
"Sen karışma moruk" dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler. Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.
Ömür dediğin üç gündür,
dün geldi geçti, yarın meçhuldür,
O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür..
| |
Tarih: 12:01, 26/8/2006 |
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
EY AŞK, VE EY GÖNÜL…
EY AŞK, VE EY GÖNÜL…
Olmuyordu ne yazsam olmuyordu sensiz hiçbir cümle, tekmil değildi gülsüz bahçeler gibi sensiz cümleler. Seninle yazılınca her satıra reyhan kokuları salınıyordu gül bahçesi gibi buram buram. Bir sen vardın sevgiye dair mısralara dökülen bir de bülbül’ün o bildik gül sevdası. Dil yetmezdi bazen seni anlatmaya, hiçbir şey anlatmaya gerek kalmayan hallerimi okurdum seni andığımda. Sen dediysen ser levhadır her sözün kelam-ı tayyibe. Sen geldiysen hane-i gönüle baş köşedir yerin, mevkilerin en alası…. Aşk seni anlatıyorum bu gün, gönüllerin vazgeçilmez şarabı olan aşk. Sevda seni sorguluyorum bu gece, kapkara olmuş yanmış gönüllerin mayası. Nedir bu sendeki iksir, bu inanılmaz güç? Düştüğün anda teşne-i gönüle şiirleri döktürdün ağızlardan, nağmeleri yazdırdın kalemlerden satır satır. Ey Canan! Sen ki canlara can katan sen ki canlara cefalar katan. Gönül can’dan geçti senin için serden geçmişti zaten…. Seyrine yüzler sürüldü, sohbetine muhabbetler serildi… Ey gönül seni açtım bu gün seni ve içindekilerini. Sevdiğin şeylere bakıyorum bu gün, kapını açtığın ve gönlüne aldığın sevdaları; bu gönül pazarında. Ey Kalp ! aşkına çarpıldığın ve bir anlık nazarına vurulduğun sevdaları soruyorum sana, seni senden alan sevdaları. Seni senden alıp başkalara götüren ve başka hiç bir şeyi kabul etmeyen sevdalarını merak ediyorum. Seni ten’de can yapan canan’ları soruyorum gönül mahzeninde yer edinen… Gönlünün en derin çizgilerinde ki muhabbetlerine bakıyorum , hangisi anlık hangisi mukim, hangisi seni senden alıp götüren. Ey canan sana yazıldı gazeller, şiirler…Beyitler hep sana okundu. Gün seninle yüzünü gösterdi, gece seninle pür-nur oldu, saatler seninle yaşandı. Senin eşvakınla yandı bütün gönüller,sineler. Sana döküldü gözlerden yaşlar, damardan kanlar…. Nereden alıyorsun bu gücü merak ederim hep, nereden serpildi bu cereyan, nereden serpildi bunca dizi, bunca mercan…
Yeri geldi usandırdın nazınla, cefaya döndü sefaların. Yeri geldi nazar etmez oldu gözler seni görünce istemedi yüzler. Fuzuli’nin mesnedi sendin mebde-i de, canan’ı olan da sen candan bezdiren de… Beni candan usandırdı , cefadan yar usanmaz mı ? Felekler yandı ahımdan, muradım şem’i yanmaz mı ?
Şeb-i hicran yanar canım, döken kan çeşmi-i giryanım Uyarır halkı efganım, kara bahtım uyanmaz mı
Gül-i ruhsarına karşu, gözümde kanlu akar su Habibim fasl-ı güldür bu, akar sular bulanmaz mı ?
Gamım pinhan tutardım ben, dediler yare kıl Ruşen Desem ol tivefa bilmem, inanır mı inanmaz mı ?
Değildim ben sana mail, sen ettin aklımı zail Bana ta’n eyleyen gafil, seni görgeç utanmaz mı
Fuzuli rind ü şeydadır, hemişe halka rüsvadır Sorun kim bu ne sevdadır, bu sevdadan usanmaz mı ?
Yine de seni anlattı dil, kalbe rest çekti zaman zaman. Dinlemedi onu dinlemedi cefayı ezayı, duymadı zinhar çekilenleri hiçbir iniltiyi. Fuzuli şekva ettiği canana kıyamadı ila ahir, dile hükmetti kalbi dil döktü can-ı canan’a…
Ey dil bu demde sensin olan bana hem-nefes Gel ney gibi inleyelim bari zar zar
İnlemek ve acı çekmekti sana katlanmanın adı. Nerde sevda varsa orda kararmış ve yanmış bir şeyler. Nerde aşk varsa orda dil-beste herşey. Baktım gördüm ki yansa da gönüller kebap olsa da, hep sen varsın dillerde, hep sen varsın kuşe-i gönüllerde.
|
Tarih: 11:53, 25/8/2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Şehir, başına yıkılmıştı...
Şehir, başına yıkılmıştı...
İnadına hava soğuktu...
İnadına suratı asıktı bütün insanların...
Bu yağmuru tanımıyordu; hayret...
Bu rüzgar sanki alacaklıydı; döver gibi, sert...
Caddeler bile... Kaldırımlar bile kovuyordu sanki...
Sanki aldığı nefesle havayı, attığı adımla yeri ve baktığı herşeyi rahatsız ediyordu...
Ellerini cebine soktu...
Başını omuzlarının arasında yok etmek istercesine sindi...
Ve sanki, böyle olmayan bir başka yere çıkacakmış gibi hızlandı...
Kabus değil...
Biliyordu ama, açıp kapıyordu gözlerini bir yandan hırsla...
Kabus değil...
Sanki köşedeki simitçi her zamanki gibi bağırsa...
Sanki “vakittir” deyip müezzin ezan okusa...
Sanki tabelası tanıdık bir otobüs geçiverse önünden...
Sanki duruverse yağmur...
Bir nefes gibi...
Bir yudumcuk nefes gibi...
Sanki ne olurdu?..
Bir duvara yaslandı soluk soluğa....
Sırılsıklamdı şehirle beraber...
Saçlarından yüzüne süzülen damlalar bile griydi şehirle beraber...
Kasvet kaskatı tutmuştu şehirle beraber...
Şehir; kainat...
Kainat başına yıkılmıştı...
Ölmeyi düşündü...
Mezar yerini sonra...
Ve mezar taşını...
“Hiçbir şeyim olmasa da; yatacak bir yerim, boynu bükük bir mezar taşım olacak ihtimal” dedi kendi kendine...
“Boynu bükük bir mezartaşım olacak...”
İçindeki hırs, içindeki öfke, derin bir sessizliğin kucağında eridi...
Eridi... Eridi...
Ağlıyordu...
Boynu büküldü...
Kaldırıp kafasını baktı, herşeye doğru...
Hayata doğru...
“Seninle işim olmaz artık” der gibi...
Bir akdi bozar gibi...
Yağmur dindi, müezzin çınlattı gökkubbeyi...
Simitler sıcacıktı...
“Boynum bükük, mezar taşım gibi” dedi şehre...
“Benim akdim mezartaşımla...” dedi. | |
Tarih: 11:46, 25/8/2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Biz neler öğrendik! Şimdi öğretme sırası bizde...
Ögrendik ki... En sevdigimiz kisi bile bizi bir kez kirabilir, ama o her zaman affedilmeyi hak eder.
Öğrendik ki... Gerçek dostluk ve gerçek aşk, araya mesafeler bile girse büyümeye devam eder.
Öğrendik ki... Bir saniyede yaptıgınız birsey size hayat boyu kırık bir kalp bırakabilir.
Öğrendik ki... Olmak istedigimiz gibi biri olmak bazen hayat boyu sürebilir.
Öğrendik ki... Sevdiklerimizin yanından ayrılırken son sözlerimiz güzel şeyler olmalı, belki de bu onlari son görüşümüzdür.
Öğrendik ki... Yaptiklarımızın sorumlulugu bize aittir, nasıl hissedersek hissedelim.
Öğrendik ki... Biz davranışlarımızı kontrol etmezsek davranışlarımız bizi kontrol etmeye baslar.
Öğrendik ki... Bir ilişki ne kadar ateşli şekilde başlasa da, tutku gün geçtikce söner. Birbirine gerçekten baglı olanlar, kalplerindeki sevgi asla sönmeyenlerdir.
Öğrendik ki... Kahramanlar, doğru şeyi dogru zamanda ve sonuçlarını düşünmeden yapanlardır.
Öğrendik ki... Adalet parayla saglanmaz.
Öğrendik ki... En iyi arkadaşlarımız, birlikte hiçbirsey yapmadan da çok sey yaparak da iyi vakit geçirebildigimiz kişilerdir.
Öğrendik ki... Kizmaya hakkimiz var ama zalimce davranmaya hakkımız yok.
Öğrendik ki... Biri bizi istedigimiz şekilde sevmiyorsa bu bizi tüm kalbiyle sevmedigi anlamina gelmez.
Öğrendik ki... Olgun olmak kaç dogumgünü kutladigımıza değil, hayatta neler görüp geçirdiğimiz ve bunlardan neler öğrendigimize bağlıdır.
Öğrendik ki... Bazen etraftakilerin bizi affetmesi yetmez, bizim de kendimizi affedebilmemiz gerekir.
Öğrendik ki... Biz ne kadar acı çekiyor olsak da dünya dönmeye devam ediyor.
Öğrendik ki... Yetişirken ailemiz ve çevremiz bizi etkiler, ama sonunda nasıl biri olduğumuz sadece bize bağlıdır.
Öğrendik ki... Iki insan kavga ediyorlarsa bu birbirlerini sevmedikleri anlamina gelmez, iki insan hiç kavga etmiyorlarsa da birbirlerini sevdikleri anlamina gelmez.
Öğrendik ki.. Bazen bir sirri ögrenmek için israrci olmamak gerekir, ögrendigimiz sey hayatimizi sonsuza kadar degistirebilir.
Öğrendik ki... Iki insan aynı yöne bakıp apayrı seyler görebilir.
Öğrendik ki.. Sizi hiç tanimayan insanlar birkaç saniyede hayatınızın akışını değistirebilir.
Öğrendik ki... Birini ne kadar çok severseniz hayat onu sizden o kadar erken alır.
Ya kırmızı gülden ayrı yaşamalı, yahut dikenin acılarını hoş görmeli.!
|
Tarih: 11:40, 25/8/2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|